Sayfa Yükleniyor

ÇOCUGUNUZUN BASARISI SIZDE SAKLI!














ÇOCUGUNUZUN BASARISI SIZDE SAKLI!




Eylül, Ekim, Kasim derken dönemin sonu gelmek üzere. Oysa ögretim yili daha dün baslamisti sanki. Yazililar, sözlüler olundu, notlar alindi. Kimimiz çocugumuzun basarilariyla gurur duyarken, kimimiz de hayal kirikliklari yasadi. Bu hayal kirikliklarinin kökeninde, canimizdan çok sevdigimiz evlatlarimizi mutlu ve basarili bir insan olarak görme istegi yatiyor aslinda.


Hemen her anne baba için hayattaki en önemli amaç evladinin basarili bir gelecegi olmasidir. Bunun için yemez yedirir, giymez giydirir, okula gönderip ardindan da ögretmene –çünkü ögretmen adi üstünde ögretmeyi en iyi bilendir-  “Eti senin kemigi benim hocam, na’p, ne’t bizim çocuk okusun!” türünden sorumluluklar yükleriz. Disimizi tirnagimiza takar, dershaneye göndeririz. “E artik basarili olamazsa sorun bizde degil ya okulda, ya ögretmende ya da çocukta”dir. “Anne-baba olarak daha ne yapalim ki?”dir.


Gerçekten, anne-baba olarak ne yapmalidir? Tüm sorumlulugu ögretmenlerin ya da çocugun omuzlarina yükleyip, “Ben her tür maddi fedakarligi gösteriyorum, ondan yemek, as, is beklemiyorum. Bir ders çalisacak.” diye düsünmek dogru bir tutum mudur?


Anne babalar her seyden önce unutmamalidirlar ki, sorumluluk üstlenme ve yaptigi iste sebat etme aliskanligi, karakterin temellerinin atildigi 0-6 yas arasinda edinilmektedir. Çocuklarimizi ne kadar profesyonel ellere teslim edersek edelim, hiçbir ögretmen yanlis aliskanliklar edinmis bir çocugu adeta sihirli bir el dokundurup düzeltemez. Küçük yaslarda yasina uygun sorumluluklar verilip bunlarin sonucuna katlanmayi ögrenmemis, kendi seçimlerini yapmasina izin verilmemis, yanlis yaptiginda yüreklendirilerek yola devam etmesi ögretilmemis bir çocuk, yalnizca önünde SBS gibi önemli bir sinav var diye mucizevi bir sekilde ders çalismaya baslamayacaktir. Bu bir süreç isidir. Bu süreçte de ailenin tavri, destegi çok önemlidir.  Nasil ki, tek kanatli kus uçamaz,  anne-babanin destegi olmadan da tek basina okul veya dershane çocugu basariya ulastiramaz.


Yapilan pek çok arastirma da göstermistir ki, kisisel basarinin altinda yatan en önemli sebeplerden biri ailedir. Kendini güvende ve birilerine ait hissetme insanin en temel ihtiyaçlarindandir. Nasil ki, yiyecek ve su insanin  temel fizyolojik ihtiyaçlarindandir ve bunu bulamayan bir insandan kendini gelistirme adina kitap okumasi, ilim tahsil etmesi beklenemez, okuldan eve döndügünde kendisini sakin bir limana siginan gemi gibi güvende ve huzurlu hissetmeyen çocuktan da ders çalisip basarili olmasi için istek duymasi ve gayret etmesi beklenemez. Öncelikle evlerimizi iletisim, sevgi, saygi ve dayanismadan yoksun mekanlar olmaktan çikarmamiz gerekir. Ev çocugun duygularini ifade edebildigi, dinlenildigi, anlasildigini hissettigi bir yuva olmalidir. Dinlenmeyen ve duygularina deger verilmeyen çocugumuz bir süre sonra ya konusmaktan vazgeçer ya da küskün ve içine kapanik bir tavir sergiler. Bizden gelen tüm yaklasimlara kapilarini kapar. Bu durumda da ona ders çalismanin önemini ve yaptigi hatalari ne kadar söylersek söyleyelim fayda etmeyecektir.


Bir baska önemli husus çocuklarimizi çok iyi tanimamiz ve gerçekçi olmayan bir iyimserlik içinde olmayi birakmamizdir. Onlarin algilama ve ögrenme kapasitelerini iyi bilmeliyiz. “Hocam bizim çocuk zehir gibi, bir çalissa SBS’de en az 450 alir.” tarzindaki yaklasimlari birakmaliyiz. Yapabileceginden fazlasini beklemek, çocugun gayret etse de anne-babasinin memnun edememesine ve zaman içinde yilip, “Nasil olsa çalissam da kimse memnun olmuyor.” seklinde düsünmeye baslamasina sebep olur. Ya da kendisinden beklentinin fazlaligi karsisinda kaygiya kapilip, kaygi düzeyinin yüksekliginden dolayi yapabilecegini de yapamaz hale gelir ve basarisiz olur. Basarisiz oldukça kaygisi artar ve  bu kisir döngüden bir türlü çikamaz. Bunun yerine ondan kapasitesine uygun neticeler beklemek, olumsuz gelismeleri degil olumlu gelismeleri vurgulamak, onu takdir etmek, sevgi ve kabul gördügünü hissetmesine, daha da iyisini yapmak istemesine sebep olacaktir.


Yaptigimiz en önemli hatalardan biri de onu kardesleri, arkadaslari ve komsu çocuklariyla kiyaslamaktir.  Her insanin zeka ve algi kapasitesi farkli olabilir. Bu bir eksiklik degildir. Ayrica kiyaslanan çocuk gayrete gelmeyecek, yalnizca anne-babasi tarafindan sevilmedigini, deger verilmedigini hissedecek ve kiyaslandigi kisilere karsi düsmanlik duygulari besleyecektir. Çocuk anne-babasina kizacak ve onlari cezalandirmak için çalismama davranisini arttirarak sürdürecektir. Bunun yerine onun herkesten ayri, çok degerli bir birey oldugunu hissetmesini saglamak gerekir. Illa da bir kiyas yapilacaksa kendisiyle kiyaslanmali, küçük bile olsa gelismeleri önemsenmeli, gündeme getirilmeli ve daha iyisini yapmasi için yüreklendirilmelidir. Bu ona ailesi tarafindan sartsiz olarak  kabul gördügü ve desteklendigi, deger verildigi duygusunu hissettirecektir ki, her insan gibi çocugumuzun da ihtiyaci olan budur.  


Onu basarili oldugu için degil sadece çocugunuz oldugu için sevdiginizi sik sik vurgulamalisiniz. Ailesiyle arasinda sevgi, saygi ve iletisim olan çocuk korktugu veya mecbur oldugu için degil, anne-babasini mutlu etmek ve güzel bir gelecege sahip olmak için ders çalismak isteyecektir. Dogru motive edildiginde de yapabileceginin en iyisini zaten yapacaktir.


Duygusal anlamda ihtiyaçlari karsilanmis, ders çalismaya baslamis bir çocugu ise sadece okul-dershane ve ögretmenlerle bas basa birakma hatasindan kaçinmaliyiz. Niyeti ne kadar iyi olsa da, ne kadar gayret etse de insanin dogasinda kontrol edilme ihtiyaci vardir. Bu kontrolü de okulda-dershanede ögretmen, evde ise ancak anne-baba saglayabilir. Ögretmenleriyle isbirligi içinde olmak ve evde ders takibi adina bize düsen ne ise yapmak çocugumuzun basarisinda önemli bir rol oynar.


Çocuguna evde her türlü çalisma imkanini saglamis anne-babalar çogu zaman onun odasina gidip ders çalismasini (!) saglamis olduklarinda üzerlerine düsen görevi yerine getirdiklerini düsünürler. Oysa ki, baslangiçta iyi niyetle çalismaya baslayan bir çocuk bile, bitmek tükenmek bilmeyen ders-sinav-test maratonundan yorulup haylazlik edebilir. Çocugumuzun ne zaman, ne kadar, nasil çalismasi gerektigini ögretmeniyle iletisim içinde olarak ögrenmeli ve ödev ve görevlerini evde mutlaka titizlikle takip etmeliyiz. Zaman zaman sözlü ve maddi ödüllerle (basarinin büyüklügü ve sekliyle orantili olarak) onu tesvik etmeliyiz. “Odana git, dersini çalis.”, “Dersini yaptin mi?”, “Soru çözdün mü?” diye sürekli sormak kesinlikle takip sorumlulugunu yerine getirdigimiz anlamina gelmez. “Ben anlamiyorum derslerinden.” kolayciligina da kaçilmamalidir. Ögretmenlerin yönlendiriciliginde her gün kaç saat çalistigini, kaç soru çözdügünü, daha da önemlisi çalisirken verimli çalisma sartlarina uyup uymadigini (sessiz bir ortamda, TV, bilgisayar, cep telefonundan uzak, en az 40 dk.’da bir tenefüs yaparak, soru çözmeden önce konu tekrari yaparak, aralarda dinlendirici faaliyetlere yer vererek vb. çalisma) tespit etmek çok da zor degildir.


Öyleyse bizler de kimi zaman çocuklarimizin yaptigi gibi bahane üretmekten kaçinmali ve evlatlarimizin mutlu bir gelecege ulasmasi adina üzerimize düsen ne ise yapmaliyiz.


Haber Arşivi